Biz insanlar, üzerinde yaşadığımız Dünya'yı, hayvanlar ve bitkilerle paylaşmaktayız. Doğada yaşayan tüm canlılar bir bütündür. Hepsinin birbirine gereksinimi vardır. Üç tür canlıdan birisi yok olduğunda doğanın dengesi bozulur. Bir an; yeryüzündeki bitkilerin yok olduğunu düşünelim... İnsanlar ve hayvanlar ne kadar yaşayabilirler? Aynı şekilde denizleri balıksız, gökyüzünü kuşlarsız, ormanları koşan, sürünen hayvansız, köyleri, çiftlikleri evcil hayvansız düşünebilir miyiz?
Doğa ve insanlar için çok önemli olan hayvanlar, var olduğundan beri insan yaşamında yer almıştır. İnsanların hayvanlarla birlikte yaşamaları ilk çağlardan beri başlamıştır. İnsanlar önce hayvanlardan korkmuşlar, bir yandan onlardan korunmaya çalışırken bir yandan da onları avlayarak beslenmişler. İnsanlar bundan on bin yıl önce hayvanları evcilleştirmeye başlamıştır. İlk evcilleştirilen hayvanın köpekler olduğu sanılmaktadır. Zaman içinde atı, koyunu, keçiyi, ineği, öküzü, kediyi evcilleştirmiştir. Bunların etinden, sütünden, derisinden, kemiğinden ve gücünden yararlanmışlardır. Daha sonraları tavuktan, arıdan, ipek böceğinden yararlanmaya başlamışlardır.
Bugün insanları besleyen, giydiren, motorlu araçlar yaygınlaşıncaya kadar güçleriyle hizmet eden hayvanlara iyi davranmamız gerekmektedir. Doğal dengenin bozulmaması için yaşamımızı onlarla sürdürmemiz gerektiğini unutmamalıyız. Bu konudaki bilinçlenme, 19. yüzyılın ortalarında bilim adamları tarafından başlatıldı. Çevrecilik akımı başladı ve gelişme gösterdi. Yayınlar yapıldı, dernekler kuruldu. Dünyadaki bu gelişmelerin Cumhuriyetin ilk yıllarında ülkenize de yansımasıyla, "Türkiye Hayvanları Koruma Derneği" kuruldu.




